Çarşamba 10 Haziran 2026 - 13:40
Tarihin Tozları Arasında Kalmış Bir Gadir: Mübahele

Havza / Kum İlim Havzası Araştırma Başkan Yardımcısı Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimîn Hasan Türkeşvend, Mübahele Vakıası’nın İslam tarihindeki seçkin konumuna dikkat çekerek, bu olayın risalet döneminin en önemli ve kader belirleyici hadiselerinden biri olduğunu belirtti. Ayrıca şunları vurguladı: “Mübahele, Kur’ân-ı Kerîm’in açıkça zikretmesine ve Ehl-i Beyt’in (a.s.) faziletlerine olan net delaletine rağmen, Müslümanlar arasında hâlâ yeterince tanınmamakta ve hak ettiği ölçüde ilgi görmemektedir.”

Kum İlim Havzası Araştırma Başkan Yardımcısı Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimîn Hasan Türkeşvend, Havza Haber Ajansı muhabiriyle yaptığı röportajda Mübahele Vakıası’nın İslam tarihindeki seçkin konumuna işaret ederek bu olayın risalet döneminin en önemli ve kader belirleyici hadiselerinden biri olduğunu belirtti ve şu ifadeleri kullandı: “Mübahele, Kur’ân-ı Kerîm’in açıkça zikretmesine ve Ehl-i Beyt’in (a.s.) faziletlerine olan net delaletine rağmen, Müslümanlar arasında hâlâ yeterince tanınmamakta ve hak ettiği ölçüde ilgi görmemektedir.”

Ardından şöyle dedi: “Âl-i İmrân Suresi’nin 61. ayetinde değinilen Mübahele Vakıası, hiç şüphesiz Hz. Peygamber’in (s.a.a.) döneminin en belirleyici olaylarından biridir. Bu hadise yalnızca Ehl-i Beyt-i İsmet ve Taharet’in (a.s.) eşsiz makam ve konumunu ortaya koymakla kalmamış aynı zamanda İslam tarihi boyunca Ehl-i Beyt’in (a.s.) haklılığını ispat eden en önemli delil ve belgelerden biri olarak Masum İmamlar (a.s.) tarafından daima delil gösterilmiştir.”

Kum İlim Havzası Araştırma Başkan Yardımcısı, Mübahele’nin “başka bir Gadir” olarak nitelendirilebileceğini belirterek şunları ekledi: “Bu olayın son derece büyük önemine rağmen ne yazık ki Mübahele, diğer önemli İslami münasebetlerle kıyaslandığında daha az ilgi görmüş ve zamanın tozları arasında kalarak kısmen unutulmuştur.”

Mübahele kavramını açıklayan Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimîn Türkeşvend şöyle konuştu: “Mübahele, terim olarak; hakikatin ortaya çıkmasından, ilmî tartışmaların ve delillere dayalı görüşmelerin yapılmasından sonra dahi bâtıl inançlarında ısrar eden kimseler hakkında Allah’ın lanet ve azabının inmesini istemek anlamına gelir. İslam tarihindeki en meşhur Mübahele örneği, Hz. Peygamber’in (s.a.a.) Necran Hristiyanları heyetiyle Hz. İsa’nın (a.s.) hakikati konusunda yaptığı münazaradır.”

Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimîn Türkeşvend sözlerini şöyle sürdürdü: “Necranlı Hristiyan heyeti, İslam Peygamberi (s.a.a.) ile görüşmek üzere Medine’ye geldi. Görüşmenin temel konusu, Hz. İsa’nın (a.s.) ulûhiyeti meselesiydi. Resûl-i Ekrem (s.a.a.), ilahî ayetlere dayanarak ve Hz. Âdem’in (a.s.) anne ve babasız yaratıldığı, buna karşılık Hz. İsa’nın (a.s.) yalnızca babasız dünyaya geldiği şeklindeki Kur’ânî delili ortaya koyarak Hristiyanların iddiasının geçersizliğini açıkladı. Ancak onlar yine de kendi görüşlerinde ısrar ettiler.”

Hüccetü’l-İslam Türkeşvend, sözlerine şöyle devam etti: “İşte bu şartlar altında Mübahele Ayeti nazil oldu ve Resûlullah’a (s.a.a.) muhaliflerini mübaheleye davet etmesi emredildi. Bu ilahî emir doğrultusunda, iki tarafın belirlenen bir günde bir araya gelerek Allah’tan yalancıların kendi lanet ve azabına uğramasını dilemeleri kararlaştırıldı.”

Kum İlim Havzası Araştırma Başkan Yardımcısı, Mübahele gününün ayrıntılarına değinerek şunları söyledi: “Tarihî rivayetlere göre Zilhicce’nin 24 veya 25’inde gerçekleşen o belirlenen günde, Resûlullah (s.a.a.) kendi ailesinden yalnızca en yakın ve en temiz kimseleri, yani Müminlerin Emiri Hz. Ali’yi (a.s.), Hz. Fatımatüz-Zehra’yı (s.a.), İmam Hasan Müçteba’yı (a.s.) ve İmam Hüseyin’i (a.s.) yanında alarak Mübahele sahrasına götürdü. Bu tercih, başlı başına bu yüce şahsiyetlerin Allah-u Teâlâ ve Resûlullah (s.a.a.) katındaki üstün makamını göstermekteydi.”

Hüccetü’l-İslam Türkeşvend şöyle devam etti: “Necran Hristiyanları bu manzarayı gördüklerinde ve Peygamber’in (s.a.a.) beraberindeki kişilerin manevî büyüklüğünü idrak ettiklerinde, Mübahele yapmaktan vazgeçtiler. Çünkü bu nurlu yüzlerin dua ve bedduaya yönelmeleri hâlinde ilahî azabın kendilerini kuşatacağından emin oldular. Bu nedenle Mübahele’den geri adım atarak cizye ödemeyi kabul ettiler; içlerinden bazıları da İslam’ı benimsedi.”

Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimîn Türkeşvend, bu konuda nakledilen rivayetlere işaret ederek şöyle dedi: “Resûlullah (s.a.a.) bu olaydan sonra şöyle buyurdu: ‘Allah’a yemin ederim ki eğer Mübahele gerçekleşmiş olsaydı, ateş bu çölün tamamını kaplardı.’ Ayrıca beraberindeki kimseler hakkında da şöyle buyurmuştur: ‘Allah’a yemin olsun ki, bu beş kişiyle birlikte herhangi bir toplulukla Mübahele edersem, onlar helak olurlar.’”

Daha sonra Mübahele Ayeti hakkındaki Ehl-i Sünnet âlimlerinin görüşlerine değinen Hüccetü’l-İslam Türkeşvend şunları söyledi: “Birçok önde gelen Ehl-i Sünnet müfessiri ve muhaddisi -aralarında İbnü’l-Arabî el-Mâlikî ve Kurtubî’nin de bulunduğu isimler- Mübahele Ayeti’nin Müminlerin Emiri Hz. Ali (a.s.), Hz. Zehra (s.a.), İmam Hasan (a.s.) ve İmam Hüseyin (a.s.) hakkında nazil olduğunu açıkça belirtmiş; bunu Peygamber Ehl-i Beyti’nin (a.s.) kesin ve inkâr edilemez faziletlerinden biri olarak değerlendirmişlerdir.”

Kum İlim Havzası Araştırma Başkan Yardımcısı sözlerine şöyle devam etti: “Bu olayın önemi o kadar büyüktür ki daha sonraki siyasi meselelerde Müminlerin Emiri Hz. Ali’nin (a.s.) yanında yer almayan bazı sahabiler bile onun faziletlerini anlatırken Mübahele olayına dayanıyorlardı. Nitekim Sa‘d bin Ebî Vakkâs, Muâviye bin Ebî Süfyân’nin Hz. Ali’ye (a.s.) sövmesini istemesine karşılık, onun üç büyük faziletini hatırlatarak Mübahele Vakıası’nı en önemli menkıbelerinden biri olarak zikretmiş ve şöyle demiştir: ‘Resûlullah (s.a.a.) Ali (a.s.), Fatıma (s.a.), Hasan (a.s.)  ve Hüseyin’i (a.s.) çağırdı ve şöyle buyurdu: Allah’ım! Bunlar benim Ehl-i Beytimdir.’”

Hüccetü’l-İslam ve’l-Müslimîn Türkeşvend konuşmasının sonunda şu vurguda bulundu: “Mübahele Vakıası’nın çeşitli boyutlarının yeniden ele alınması ve açıklanması, Ehl-i Beyt’in (a.s.) gerçek makamının tanıtılmasında ve Müslümanların üzerinde ittifak ettiği hakikatler ekseninde birliğin güçlendirilmesinde önemli bir rol oynayabilir. Bu nedenle bu büyük İslami münasebetin ilmî, kültürel ve medya kurumları tarafından çok daha fazla gündeme taşınması gerekir.”

Tarihin Tozları Arasında Kalmış Bir Gadir: Mübahele

Etiketler

yorumunuz

You are replying to: .
captcha